Gümüş Çağ Aşkı

Bir kaç kez bahsettim çizgi roman yazarlarının gümüş çağ aşkından. Bu konuyu biraz daha açmakta fayda var. Bunu da gümüş çağ konseptlerini geri getiren iki yazardan, Mark Verheiden ve Grant Morrison’dan örneklerle açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle bilinmesi gereken gümüş çağın ne olduğu. Amerikan süper kahraman çizgi romanlarında 60’lı yılların başı ile 70’lerin ortalarına kadar olan döneme gümüş çağı deniyor. Bu dönemin 80’lerin ortalarına kadar süren bronz çağıda kapsadığı kabul edilir. Bu dönemin çizgi romanlarının ortak özelliği konuşan maymunlar, süper güçlü hayvanlar yani kısacası akla gelebilecek en uçuk(zebra kostümlü Batman var o kadar uçuk) hikaye ögelerini barındırıyor olmasıydı. Dergilerin tonları da Adam West’in Batman dizisiyle aynıydı. Yani dergiler daha naifti, kahramanlar gülüyorlardı.

Ardından 70’lerde daha gerçekçi ve toplumsal konular işlenmeye başlanınca(Green Lantern/Green Arrow serisi bu konuda başı çeker) gümüş çağın garipliğinden kurtulunmaya başlandı. 85’te de DC, Crisis on Infinite Earths ile bütün karakterlerini yenilediği sırada gümüş çağın bütün bu gereksiz elementlerinden kurtuldular. Superman’in uçan köpeği Krypto yok edildi, Wonder Woman’ın görünmez jeti yok edildi. Bu değişikliklerin büyük bölümü 2000’lerin başına kadar kendini korudu.

Bugün hem Krypto hem de görünmez jet geri dönmüş durumda(Uçabilen bir karakterin neden görünmez jete sahip olduğunu da hiç anlayabilmiş değilim) 2000’lerin başından beri o döneme ait karakterler geri dönüyorlar. Gümüş çağı başlatan ikili olarak bilinen Barry Allen ve Hal Jordan da dirilmiş durumda. Ama karakter ve kavramların dönmesi o dönemin naifliğininde döndüğü anlamına gelmiyor.

Bunun en güzel örneği Batman’in değişen “resmi tarihi”. Infinite Crisis’te Joe Chill yakalanmış kabul edildi, evet ama Morrison’un yazdığı “Joe Chill in Hell” öyküsünde Bruce, Joe’nun intihar etmesine sebep oldu. Yani karakterin “Kara İntikamcı” yönünde bir törpüleme girişimi yok.

Bugün gümüş çağ kavramları iki şekilde dergilere entegre oluyorlar: Birincisi Morrison gibi o dönemin konseptini alıp başka şekilde yorumlayarak, ikincisi ise Mark Verheiden gibi ögeleri gümüş çağın bağrından kopartıp hikayeye dahil ederek.

Morrison, başka bir gezegenin Batman’i olan Zurr-En-Arrh-Batman’i alıp Bruce’un herhangi bir psikolojik saldırı anında geçtiği ikinci benlik olarak yorumlarken, Mark Verheiden gözünden Kriptonit ışını çıkaran dev goril Titano’yu hikayesine olduğu gibi katıyor.

Ben okur olarak Morrison’un yaptığı şeyi yaratıcı(RIP kötüydü ama müthiş bir potansiyeli vardı) ve Mark Verheiden’in yaptığı şeyi de normal buluyorum. Eski sayılardan karakterlerin dönmesi son derece doğal bir şey ama kuma bir çizgi çizilmesi şart. Çıkıp da sen bana Kriptonlu Mağara Adamını, Işın saçan dev goril Titano’yu getirirsen o hikaye baştan kaybeder. Superman’in gözünden ışın saçtığına inanıyoruz ama bir maymunun ışın saçtığını görmek biraz fazla. Ben gümüş çağa dönüşe bu yüzden karşıyım. O dönemin konseptlerini üzerinde hiç oynama yapmadan geri getirmek hikayelerin okunabilirliğini etkiliyor. Tekrar yerine yeni şeyler görmeyi tercih ederim.

Son olarak dediğim gibi gümüş çağa ait ne varsa yavaş yavaş geri dönüyor ama o dönemin naif havası geri dönmüyor. Zaten dönemez de.

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: