Persona non Grata

burning_itch__dick_knight_by_richardpace-d4gcs78

Geçtiğimiz hafta Frank Miller blogunda yayınladığı yazıyla Wall Street İşgali protestosuna katılanları şiddetli bir biçimde eleştirdi ve çizgi roman sektörünün istenmeyen kişisi(persona non grata) ilan edildi. Dediklerinin özetini Ntv’nin sitesinden okuyabilirsiniz.

Miller, yazdığı başyapıt Batman: İlk Yıl’ın en önemli sahnelerinden birinde Batman’i Gotham’ı dilim dilim aralarında bölüşenlerin karşınsa dikip, şöyle dedirtirken: “Gotham’ı yiyip, bitirdiniz. Onun zenginliklerini ve ruhunu kuruttunuz ama artık ziyafetiniz sona erdi.”, şimdi tamahkarlarla beraber aynı masada yer alıyor. Bu duruma baktığımızda Miller dramatik bir saf değişiminde bulunmuş olabilir ama kabul edelim ki Miller her zaman için bir “Tanrı Amerika’yı Korusun!” insanıydı. O hep savaşabileceği en büyük düşmanı belirledi ve ona karşı mücadele etti. Şimdi karşısındaki düşmansa 10 yıl öncesinin haberi islamofaşizm. Bu problem varken, insanların başka şeyler uğruna mücadelesini anlayamıyor. Hiç anlamadı, hiç de anlamayacak. Son kitabıyla içine balıklama daldığı milliyetçilik ve propaganda kavramlarında boğuldu Frank Miller. Bir aralıktan suya daldı ama çıkmak istediği zaman yüzeyin buzlarla kaplı olduğunu gördü.

Miller’ın propaganda hakkındaki blog yazısında özellikle şu iki cümleyi çarpıcı buldum:

News objectivity is a twentieth-century myth. We only complain about propaganda when we don’t agree with it.
(Objektif habercilik 21. yüzyıla ait bir efsane. Propaganda hakkında sadece ona katılmadığımız zaman şikayet ediyoruz.)

Propaganda kelime anlamıyla; bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca demektir. Aynı durumu, herhangi bir sanatla insanların fikirlerini etkileyip değiştirmeyi, bir başka büyük yazar Alan Moore, büyü olarak tanımlıyor ve sanatçıların çağımızın şamanları olduğunu söylüyor. Aynı durum iki farklı kelimeyle ifade ediliyor. Fakat Alan Moore’un açıklaması çoğunluğa daha ilgi çekici gelecektir. Bir düşünceyi anlatmanın birden fazla yolu var ama bu yolların hepsi düşünülüp tartışılmaya değer değil. Miller da bu yüzden tepki alıyor, çünkü yazdığı dayanaksız bir çemkirmenin ötesinde olsaydı, şu an konuşulan sadece isteyenin istediği gibi düşünmeye hakkının olduğu olacaktı.

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

3 Yorum “Persona non Grata”

  1. Sonat Says:

    Frank Miller’ın Wall Street İşgali ve son dönemdeki genel tutumu hakkında üzerinde durulması gereken en önemli nokta, aldığı eleştirilerin, yazdığı eserlerin niteliğinin değişmesi (veya bozulmasıyla) paralellik gösteriyor oluşu. Miller, ezelden beri politik doğrucu bir adamken, bir sabah uyandığında dünyanın en subjektif yazarı olmaya karar verip, okur kitlesini manipüle etmeye yönelik propaganda soslu kitaplar yazmaya başlamadı. Miller maskülen idealler çerçevesine sığdırdığı kurgusal evreninde insan hakları, eşitlik gibi konulara zaten hiç yer vermediği gibi, kadın karakterleri fetiş objeleri olarak göstermekten, eşcinsellere “faggot” demekten çekinmiyordu, baş karakterleri hep kendi içinde problemleri olsa da, günü kurtaran Alfa Erkek’lerdi. Miller hep güçlünün (ister Amerika de, ister Batman, ister Marv) yanındaydı. Ve doğrusu bu ya, bu tarzdı Frank Miller’ı Frank Miller yapan. The Dark Knight Returns, Year One, Sin City gibi baştan aşağı Frank Miller doğrularına bulanmış fazlasıyla öznel eserleri, küçük feminist grupların tepkilerini, ya da eleştirmek için eleştirenleri saymazsak, kusursuz başyapıtlar oldukları için radara yakalanmadılar. Adam öylesine büyük işler ortaya koyuyordu ki, kimse fikirlerini tartışmaya açmak şöyle dursun, sorgulamıyordu bile.

    Ne zaman ki Frank Miller, yazar olarak belirgin bir gerileme dönemine girdi -ki bu The Dark Knight Strikes Again (ve rastlantı bu ya, aynı zamana denk düşen, kendisini derinden etkilemiş 9/11) ile başlar-, o zaman, önceleri Miller ideallerini fark etmemiş/etmek istememiş/önemsememiş olanların sesleri duyuldu. The Spirit, All-Star Batman and Robin gibi fiyaskolar peş peşe geldi, ve Frank Miller on yıl içinde, ismi bıyık altı gülüşlere malzeme olan, yaratıcılığını tüketmiş, devri geçmiş bir muhafazakara dönüştü.

    Ben inanıyorum ki, son çalışmaları, ya da Holy Terror diyelim, edebi bakış noktasından ele alındığında zihin bükücü, sarsıcı, yenilikçi bir kitap olsaydı, şu an biz Wall Street yazısını konuşmazdık. Ben de “Ne var yani? En sevdiğim yazarla dünya görüşlerimiz farklıymış” der, saygı duyardım.

    Acı olan; eskiden yaptığı gibi defalarca okunacak, incelenecek, klasik olacak eserlerin yerine, içi boşaltılmış parodiler yazmaya devam ettikçe de durum değişmeyecek. Frank Miller, kitaplarının önüne geçen bir “karakter” olacak. Holy Terror, eşine rastanmayacak ölçüdeki saldırgan metnine ve galeyana gelmeye dünden razı Amerikan halkının tribünlerine oynamasına rağmen, şu on satırlık Wall Street blog girdisinin çeyreği kadar ses getirmeyse, bence problemi yazarın politik görüşünde değil, kaleminde aramak gerekir.

    • tengunner Says:

      Onur, dedimya birden fazla yol var; sen direk varılmak istenen yere ışınlanmışsın. O kadar etkili ve yalın şekilde olayı anlatmışsın. :)


  2. […] film gişede göçmüş, sonunda da Wall Street İşgali döneminde söyledikleri yüzünden istenmeyen adam ilan edilmiş bir Miller var karşımızda. Bu nedenlerle DK3 duyurusu, okurları pek […]


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: