Güzelliğin Reddi

Edebiyatta yazarın kahramanın kişiliği hakkında okuyucuya bilgi nakletmesi için iki yol var: aşikar ve üstü kapalı yollar. Aşikar olanda karakteri ya bir anlatıcının ya başka bir karakterin ya da kendisinin ağzından dinleyerek tanırız. Üstü kapalı yoldaysa karakterin çevreyle olan ilişkisinden, hareket ve tavırlarından yaptığımız çıkarımlarla karakterin nasıl biri olduğuna dair fikirler üretiriz. Bu iki yolu birleştiren en pratik platform bana göre çizgi roman. Düşünce kutularıyla kahramanın bilinç akışını yansıtırken, çizimlerle davranış karakterini eşsiz bir senkronda aktarıyor. Düz yazı bu konuda yavaş, sinema ise bunu başarabilmek için çok hızlı kalıyor. Açacak olursak, düz yazı diyalog sırasında bilinç akışının bağlamdan koparıcı etkisiyle ve hareketlerin tasvir edilmesiyle yavaş; sinemadaysa diyalog sırasında düşünce akışının aktarılması çok zor ve hızlıca akan sahneleri sindirmek için tekrar izleme hakkı sunmadığı için hızlı.

Çizgi romanın bu avantajından yararlanabilmek için işinin ehli iki isim lazım: yazar ve çizer. Yeni Birds of Prey dergisinin başında da bu kritere(Alttaki 3 panel bunu ispatlar nitelikte) uygun iki kişi var, Duane Swierczynski(Yazar) ve Jesus Saiz(Çizer). Özellikle Jesus Saiz’in hakkını vermeliyim, bu kadar güzel çizip de duyguları bu kadar güzel aktaran çizerlerin sayısı sınırlıdır. Saiz resmen bir süperstar. Tabi renklendiricisini(Nei Ruffino) ve kaligrafını(Carlos M. Mangual) unutmuyorum ama Birds of Prey’den bahsetmemi iyice geciktireceği için, çizgi romandaki bu iki unsur başka bir yazının konusu olsun.

Birds of Prey, adına yakışır şekilde DC evreninin en tehlike kadınlarından oluşuyor. Adına yakışır şekilde diyorum, çünkü avcı kuş türlerinin çoğunda dişiler sayıca erkeklerden üstündür. Grup, cinayetten aranan Black Canary, eko-terörist Poison Ivy, bir düzine hükümetin arananlar listesinde olan Starling, merhum kocasının ruhunun bir kılıçta varlığını sürdürdüğünü inanan Katana ve aktif kahramanlığa geri dönen Batgirl’den oluşuyor. Aralarında en masum duran sadece Batgirl gibi gözükse de Black Canary’nin işlemediği bir cinayetten arandığını ilk sayılardan belli oluyor.

Ekibin lideri Dinah aynı zamanda derginin anlatıcısı konumunda. Düşünce kutularında onun bilinç akışına şahit oluyoruz. Grup dergilerinde düşünce kutuları dikkatli kullanılması gereken bir mevzu. Zira bir grup içerisindeki diğer karakterlere odaklanılmasını engelliyor. O yüzden ben grup dergilerinin, yeni JL dergisindeki gibi, düşünce kutuları olmadan daha işlevsel olduklarına inanıyorum. Düşünce kutuları olacaksa da bazı sayılarda diğer karakterlerin zihinlerine pencere açması gerekiyor ama  aynı sayıda birden fazla karakterin değil. Aynı sayıda birden fazla karakter düşünce kutusuna sahip olduğunda, kısa kısa cümlelerle karakterden karaktere geçildiği için dikkat dağıtıcı oluyor, bunun en güzel örneğini görmek için James Robinson’un yazdığı JLA sayılarına bakabilirsiniz. Düşünce kutularıyla ilgili bahsetmek istediğim bir diğer konu da bu anlatım yönteminin genel kullanımıyla ilgili. Düşünce kutularında  karakterin olanlarla ilgili bilinç akışına veya diğer karakterler hakkında düşündüklerine yer verilmeli, karakteri tanımamız için onun kendisinden bahsetmesine gerek yok. Zaten biz onu yorumlarıyla ve yaptıklarıyla çözmeye başlıyoruz. Kendinden bahsedecekse de dozu çok iyi ayarlanmalı, aksi halde “benim en sevmediğim özelliğim dürüstlüğüm” samimiyetinde görünüyor. BoP’ta ikinci bahsettiğim hususta denge güzel sağlanmış, önümüzdeki sayılarda da diğer karakterlere odaklanılacaktır muhakkak.

Yeni üyelerden Starling daha önce görülmemiş yeni bir karakter. Geçmişi hakkında veya neler yapabildiği hakkında pek bilgi yok ama arabasıyla, tavırlarıyla ve dövmeleriyle belli bir tarzının olduğunu gösteren bir karakter. Bana göre Yeni DC’nin getirdiği en iyi karakterlerden biri. Katana duygusuz bakışlarıyla, kocasının ruhunun kılıcında saklı olduğunu düşündüğü için kendisini akıl hastası olarak niteleyenleri destekler bir görüntü çiziyor. Hakkındaki sırların çözülüşü takip edilesi. Poison Ivy, DC evrimiyle beraber ağırbaşlı bir hal almış. Her zamankinden daha tehlikeli, her zamankinden daha gizemli.

Şimdiye kadar bahsettiklerime bakınca BoP çok güzel ama bu güzelliği suç işlercesine bozan bir şey var. Bu unsur belki de yeni DC’nin en başarısız hamlesi: Batgirl. Yeni DC ile tekerlekli sandalyeyi bırakan Barbara, Gail Simone’un yazdığı Batgirl ile ilk adımlarını topallayarak attı ve hala yürümeye alışabilmiş değil. İlk sayıda Dinah’ın gruba katılma davetini reddederken, net bir sebep göstermiyor. Politik düşünerek cinayetten aranan birinin yanında görünmek istemiyor anladığım kadarıyla. Yani katillerden oluşan bir gruba katılmak onun için bir problem değil, bütün meselesi imaj. Barbara, bu düşüncemi Katana’yı Dinah’a önererek ve dördüncü sayıyla gruba katılarak pekiştiriyor. Kaldı ki Starling ve Katana bile Poison Ivy’nin takıma katılması hakkında iki defa düşünürken, Batgirl’ün her şeyi benimsemesi irite edici. Katana kıtır kıtır birilerini doğrarken Barbara ne yapacak çok merak ediyorum. Mantıklı olan bu grupla işinin olmaması. Yoksa şu haliyle BoP, güzelliği dillere destan ama kafa yapınız uyuşmadığı için terk etmek istediğiniz bir kızdan farksız.

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

2 Yorum “Güzelliğin Reddi”


  1. Sevgili Mete,

    Formspring’te birisine ilk arc bitince, bir BoP incelemesi yapacağıma dair söz vermiştim, ama gerek kalmamış. Aklımdan geçen, üzerinde durulması gereken ne varsa yazmışsın Mete. Ben şimdi ne yazacağım Mete?

    DC Devrimi’nden DC Evrimi’ne ne çabuk geçmişiz Mete? Holy Terror’ın müjdesini verdikten sonra ne çabuk Frank Miller’ı Persona Non Grata ilan etmiş, Değişimin Çarkı’na nasıl da ayak uydurmuşsun Mete? Is it bright where you are? Have the people changed? Does it make you happy you’re so strange, Mete? Gözcüleri kim gözlüyor, Mete?

    Anı Bulvarı’nda yürürken If There’s Something çalan sen miydin Mete? How can you choose between Bryan Ferry and David Bowie, they are gods, Mete.

    Bir konsept buldum mu kullanılmayacak şekle getirene kadar kurcalarım ben Mete. Biri beni durdursun Mete.

    Ellerine sağlık, çok güzel bir yazı olmuş :) Starling’e favori yeni karakterim diyebilirim. Hatunda bir sanki daha dün yaratılmamış da, hep DC evreninde dolaşıyormuş, tanıdığımız bildiğimiz karaktermiş havası var, benzer bir doğal geçişi en son Harley Quinn’de görmüştük. Umarım Starling de Harley gibi kalıcı olur. Batgirl konusunda yazdıklarına harfiyen katılıyorum. Bu takımda çok tuhaf duracak olması bir yana, beni sinir eden reddetme gerekçesi oldu. Barbara’yı bu hallerde mi görecektik?

    Mektubumu posta yarasasına bağladım, sana yolluyorum, Mete.

    Üç yılı devirmesine rağmen çizgisini bozmayan, sapasağlam duran blogun için çok teşekkür ediyorum, Mete.

    -O.S.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: