Before Watchmen

Söylentilerin gerçek olmasıyla, ön yargılı olmanın yadırganmayacağı o nadir durumlardan biriyle karşı karşıya kaldık. Yeni Watchmen serileri duyurusunu gördüğüm an bu duruma ayak uydurup, yeni mini serilerin orijinal sömürmekten başka işe yaramayacağını düşündüm. Tabi duyurunun dahası vardı, bu da peşin verdiğim yargıyı maveraya taşıdı.

Atomu parçalamanın ötesine giden duyuruya  buradan ulaşabilirsiniz.

DC söz verdiği gibi, bu iş için toplanabilecek en iyi ekibi toplamış. Azzerello’nun kelimeleriyle can bulacak Rorshcach’ı merak etmemek için bağnaz, Adam Hughes’in illüstrasyonları aracılığıyla o kırılgan bakışını atacak Dr. Manhattan’ı görmek istememek için taş kalpli olmak gerekir. Yine de Ozymandias’ın, bilginin verdiği o rahatsız edici özgüvenini Len Wein ne kadar yansıtabilecek ya da her yazdığı bir kumar  olan JMS’yle şansımız yaver gidecek mi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Ama ekipteki diğer isimlerin iyiliği bu soruların cevabını itiraz etmeden bekleyip görmem gerektiği konusunda beni uyarıyor.

Watchmen’in yaratıcıları Alan Moore ve David Gibbons’un tarafına bakalım. Gibbons, “Orijinal Watchmen serisi, ben ve Alan Moore’un anlatmak istediği tam bir hikayedir. Ancak DC’nin bu girişiminin nedenlerini anlıyorum ve bu girişime dahil olan bütün yazar ve çizerlerin bizim işimize saygı göstermesini diliyorum.  Bu yeni eklentilerin dilediği başarıyı yakalamasını umarım,” demiş. Ben bu açıklamada söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil havası sezdim. Alan Moore’sa beklendiği gibi olaya itiraz ederek “Ben para istemiyorum sadece bunun olmasını istemiyorum,” demiş. Moore’un tavrı anlaşılabilir ama o da bu durumun önüne geçemeyeceğini ve DC’nin avukat ordusuyla bir savaşa girmeyeceğini belirtiyor.

Karşı tarafta, yeni serilere dahil olan isimlerse herkesin bekleyip, eserleri okuduktan sonra karar vermesi gerektiğini savunuyor. Azzarello, “Herkesin duygusal olarak ilk tepkisi ‘Neden?’ diye sormak olacaktır. Ama dergiler çıktıktan sonra cevap ‘Oh, demek, bu yüzdenmiş’ olacak,” diyor. Buna karşılık olarak yeni dergilerin kötü çıkması ihtimali gerçekleşirse, orijinal eserin etkisine zarar vereceği argümanı ileri sürülebilir ama The Dark Knight Strikes Again veya The Kingdom gibi eserler öncüllerinin değerlerinden pek bir şey götürmemişken yeterince  inandırıcı bir itiraz olmaz.

Ekipteki demagoji üstadı JMS ise  Before Watchmen duyurulduğundan beri sesi en çok duyulan isim. Konuşmayı ne kadar sevdiğini zaten Marvel’den ayrılırken görmüştük. Reklam kokan hareketlerine her zamanki gibi devam eden JMS; “Endüstrinin en büyük maceralarının ‘Geçen sene A takımı ile B takımı karşı karşıya gelmişti bu sene de B ile C’yi karşı karşıya getirelim’ şeklinde oluşturulduğu bir dönemde DC cesur ve yenilikçi(Watchmen Prequel’inin ne kadar cesur ve yenilikçi olduğu tartışılır) adımlar atıyor,” diyerek Marvel’in bu seneki büyük macerası Avengers vs X-Men’e dokundurmuş. Ardından da savunma pozisyonuna geçip, başka bir yazarın işine devam etmesini haklı çıkarmaya çalışmış. DC’nin zamanında Alan Moore’a yeni Watchmen serileri yazması koşuluyla Watchmen’in tüm haklarını geri vermeyi teklif ettiğini ve Alan’ın bunu reddedip durduğunu söylüyor. DC’nin yeni Watchmen serileri çıkarmak için 25 yıl beklemiş olmasını, yazara gösterilen saygı olarak yorumluyor. Ardından Alan başkalarının karakterini yazarken sorun olmazken, biz Alan’ın karakterlerine dokununca niye kıyamet kopuyor diye soruyor. Birincisi Alan Moore DC tarafından kazıklandığı için(bu kazıktan önceki Watchmen yazımda bahsetmiştim), Watchmen’le ilgili teklife bir daha yanaşmıyor. Ortadaki ketenpereyi hesaba katmadan, DC hakları teklif etti ama Alan Moore reddetti demek adil değil. JMS burada kendi savını güçlendirmek için, gerçeği çarpıtıyor. İkincisi, Alan Moore League of Extraordinary Gentlemen veya Lost Girls gibi eserlerinde başkalarının karakterlerini kullandı ama bu kitapların hiç biri kaynak eserlerin bir ardılı veya öncülü değil. Kurt Busiek’in yaptığı yorumu buraya alıyorum,  “‘bir şeyi alıp, değiştirelim ve yeni bir şey yapalım’ demekle, ‘bu iş tuttu hadi fazlasını yapalım’ demek arasında fark var.” Ayrıyeten Alan Moore’un bizzat bu konu hakkındaki yorumuna da buradan ulaşabilirsiniz. JMS elmayla armudu karıştırmayın diyor ama Swamp Thing ve Superman gibi karakterleri Watchmen karakterleriyle kıyaslayarak bunu yapan aslında kendisi. Watchmen başı, sonu ve derdi belli bir yayınken, Superman sürekli bir yayındır. Üçüncü ve son olarak JMS’nin Alan Moore’dan askerlik arkadaşıymış gibi Alan olarak bahsetmesi kendisini iticiliğin doruklarına taşıyor. Watchmen’le ilgili sayısız yorum var, o yüzden daha fazla uzatmadan son bir link daha veriyorum; Kurt Busiek ve Mark Waid’in konuyla ilgili yorumlarına buradan ulaşabilirsiniz. Özellikle Mark Waid, Watchmen’in yayınlandığı dönem DC’de çalıştığı için yaptığı yorumlar çok değerli.

İşin artistik boyutuna baktığımızda, Watchmen gibi yapı sökücü bir esere devam edilecekse aynı yenilikçi bakış açının korunmasını bekleriz. Süper kahraman olgusunun sınırlarını dağıtmış, çizgi romana yeni anlatım üslupları getirmiş bir eserin, ardılı veya öncülü yazılacaksa aynı devrimci ruhu taşımalı. Zira aksi halde yapılan işler Star Wars’un genişletilmiş evreni gibi dolgu malzemesi olmaktan öteye gitmez. Bu durumdan önceki yazımda bahsetmiştim ama açacak olursam Watchmen’i “güç” hakkında bir eser olarak yorumlayabilirken, bu mini serileri bu şekilde bir tanımlamaya sokamayacağız. Kitapta bir cümlede geçen imayı alıp hikayeleştirmek bize hiç bir şey kazandırmaz. Kazandıracak olsaydı zaten Alan Moore, o hikayeyi kitaba yedirirdi. Örneğin Kukuletalı Adalet’in meçhul bırakılan akıbetini görmek dolgu malzemesi olmaktan öteye gitmez. Kukuletalı Adalet’in sonu, Kennedy cinayeti gibi olayların bir anıştırma olarak kalmasının nedeni Watchmen evrenine bir geçmiş ve yaşanmışlık hissi vererek, evrenin gerçekçiliğini arttırmak istemekten fazlası değil. Ama JMS’nin yorumuna bakacak olursak, Watchmen Öncülleri ana hikayede değişiklere sebep olacak. Jon Osterman gibi dakik birinin neden içsel zaman odasına mutluca girdiğini hiç bir zaman anlayamadığını söyleyen JMS, burada bizim bilmediğimiz bir şey mi var ya da daha da önemlisi Jon’un bilmediği bir şey mi var diye soruyor. Jon’un Dr. Manhattan’a dönüşümünün ardına bir anlam sıkıştırmak gibi ucuz ve küstahça numaralara kalkışacaksa yazarlar yenilikçilik konusunda beklentilerimizi düşük tutmakta fayda var.

Sanırım bu konuda söyleyeceğim her şeyi söyledim ve her iki karşıt görüşün de savını elimden geldiğince, konu hakkında bir değerlendirmede-benim yargım: istemem ama yan cebime koy- bulunmanıza yardımcı olacak kadar sundum. Yazıyı John Lennon’ın Elvis Presley hakkındaki ünlü vecizesini Watchmen’e uyarlayarak bitirmek istiyorum:

Before Watchmen, there was nothing.

Edit: Alan Moore fetva verdi, bu mini serileri alacak kişilerin kendisinin diğer işlerini almasını istemiyor. Dolayısıyla benim için Before Watchmen defteri açılmadan, açılmamak üzere kapanmıştır.

Edit 2: AltEvren’in kurucusu Berk, konuyla ile ilgili oldukça derin bir analiz yazısı yazmış. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, buyurun.

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: