Maus

Maus’u bana hediyen eden arkadaşım, “Sana müthiş bir metafor söyleyeyim mi? Almanlar kedi, Yahudiler fare!” demişti. Tabi bunu söylerken kinaye yapıyordu. Haksız da değil. Maus’daki benzetiş, sembolik anlatımda çığır açmıyor. Fakat yenilikçi olduğu başka konular çizgi romanın klasikleri arasında gösterilmesine yetiyor.

Yenilikçi olduğu yönlerden bahsetmeden önce, yenilikçiliğin öneminden bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, Fransız sinemasındaki Yeni Dalga akımının başlangıcı sayılan, Godard’ın yönettiği Breathless(Serseri Aşıklar) filmini izledim. Gösterişli olmayan bir konuyu farklı işleyen senaryosu ve sinemanın anlatım diline kattığı yeni teknikle(Sıçramalı Kesim) bu film, bugün bir klasik konumunda. Bir klasik olarak tanımlanan her kitabın, filmin veya her neyse onun, yersiz olarak bir şaheser olması bekleniyor ama klasik kelimesinin yüklediği asıl anlam, bir yapıtın kendisinden sonra gelen, belki kendisini bile aşacak pek çok esere ilham kaynağı oluşturduğudur. İşte yenilikçi olmak, herhangi bir yapıya ‘klasik’ sıfatını kazandırabileceği için önemli.

Maus’a dönersek karşımızda, çizgi roman sanatını biyografiyle belgeselciliği birleştirerek daha önce hiç gitmediği yere taşıyan bir yapıt var. Maus’tan önce hayattan kesitler anlatan, biyografik içerikli yapıtlar Harvey Pekar gibi isimlerce yapılıyordu. Maus’tan önce tarihte yerini almış gerçek bir olayda geçen ama kurgu karakterler ve maceralar içeren Sgt. Rock gibi yapıtlar bulunuyordu.  Maus’un yaptığı, bu alt türlerden çeşitli motifleri alarak, ortaya yeni bir tür ortaya çıkarmak oldu. Art Spiegelman, Maus’la İkinci Dünya Savaşı’nı, savaş yıllarını yaşayan ve tanıdığı birinin, babasının ağzından anlatıyor. Yani biyografi(Hatta Spiegelman’ı bir hayalet yazar olarak görürsek, bir otobiyografi) özelliğinin yanı sıra Toplama Kamplarında yaşananlara ışık tutarak belgesel niteliği taşıyor. Tarihte yaşamış bir kişinin hayatını, onunla ilgili çeşitli dokümanlardan yola çıkarak anlatan Comanche Moon gibi eserler Maus’a yaklaşsa da Maus babayla eserin yaratıcısı çocuk arasındaki ilişkiyi aktarmasıyla, eserin yaratıldığı dönemle II. Dünya Savaşı yılları arasında gidip gelen kurgusuyla kendisine yaklaşan eserlerden ayrılıp, yeni bir alt tür oluşturuyor. Cenaze Evi, Şenlik Evi ve Uçma Sanatı gibi örneklerle devam eden bu alt türü başlattığı için Maus, bugün bir klasik. Fakat dediğim gibi klasik kelimesi, başyapıtla eşdeğer değil.

Maus, okurun zihnini açan ya da II. Dünya Savaşı hakkında daha önce hiç söylenmemiş şeyleri söyleyen bir kitap değil ama samimi. Toplama kamplarından kurtulan tam bir Yahudi arketipi(Bundan kitapta da bahsediliyor) Vladek Spiegelman’ı hiç yumuşatmadan aktarıyor. Tüm çakallığıyla ortaya serilen Vladek Spiegelman, doğal seçilimde elenmemek üzere doğmuş birisi. Kitabın sonunda, Yahudi Soykırımından ancak Vladek Spiegelman gibi insanlar kendi becerileriyle kurtulmuştur, diğer kurtulanların hepsi hayatlarını şansa borçludur dedim. Vladek Spiegelman’ın fakir kızı bırakıp, zengin kızla evlenmek gibi hareketleri ya da yaşlılığında etrafındakilere çektirdikleri, kendisine biraz uyuz olmanıza neden oluyor ama bunları kitabın en büyük artısının, samimiyetinin bir parçası olarak görüyorum. Sonuçta değerlendirmemiz gereken Vladek Spiegelman’ın karakteri değil, eserin kendisi.

Toparlarsam Maus, Yahudi Soykırımı gibi her medyada ses getiren bir konuyu işlemesine, bugün edindiği saygınlığın büyük kısmını borçlu ve biz de, kazandığı saygınlıkla çizgi roman sanatının ciddiye alınmasında önemli rol oynadığı için Maus’u okumaya borçuluyuz.

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

Etiketler:

You can comment below, or link to this permanent URL from your own site.

2 Yorum “Maus”

  1. Sonat Says:

    Maus çok uzun zamandır bir yerlerde karşıma çıkıp duruyor, yazıyı okuduktan sonra kitabı edinmeye karar verdim. Bir daha karşıma çıkarsa affetmem, alırım!

    Antropomorforik çizgi roman kategorisinde Blacksad tektir benim için, okumadıysan (arama motorunu kullanmaya üşendim şimdi, belki okuyup hakkında yazmışsındır çoktan :)) tavsiye ederim. O da yeni bir şey söylememekle beraber, kedi, köpek ve bilumum insanlaştırılmış hayvan üzerinden Nazi’lere dokunduruyor. Bünyesindeki 40’lı yıllar havası, problemli dedektif, konuşkan sidekick, adamın ayağının altına muz kabuğu koyan femme fatale vs. tiplemeleriyle alıştığımız süper kahraman çizgi romanlarına da oldukça yakın. Sevmeli, sevdirilmeli.

    • tengunner Says:

      Blacksad’i Doğan Kardeş aldığım dönem okudum. Ama parça parça okuduğum için aklımda hiçbir şey kalmadı. En kısa sürede ciltlerini alıp okumak istiyorum. Noir janrına ait her şeyi severim, sevdiririm :)


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: