İhtiyarlara Yer Yok

Change

Yemin ederim, bu yazı için mükemmel bir giriş cümlem vardı ama araya başka şeyler girdi ve unuttum. Neyse önemli değil, ‘İhtiyarlara Yer Yok’ başlığını taşıyan bir yazıya, söylemek istediklerimi unutarak başlamak da yeterince uygun.

Yaşlı değilim, şimdilik, ama söz konusu süper kahramanlar olduğunda, kendimi yaşlı hissediyorum. Bunun nedeni: Onları okurken artık tat alamamam değil, okuduklarımın benim beklentilerimle uyuşmaması. Çizgi romanların Modern Çağı olarak adlandırılan dönemde doğdum, dolayısıyla süper kahramanlarla ilk tanışmam da o dönemin ürünleriyle oldu. ‘Karanlık Çağ’ da denen bu döneme  baktığımda, hikayelerin kalitesinin çok yüksek olmadığını söylemek doğru olur ki hiçbir dönemde kalite çok yüksek değildi, bunu da eklemek gerekir. Adeta Stallone, Schwarzenegger, Van Damme gibi dönemin Hollywood ikonları sayfalara sıçramıştı. Kahramanların hepsi, fiziki açıdan mükemmeldi. Fakat, filmlerdeki hem kızı kapan hem de günü kurtaran karakterlerin aksine bu işi 90 dakikalığına değil, sürekli yapmak zorundaydılar. Bir noktada hepsi buna dayanamayıp, kırıldı ve 90’larda pek çok yenilgi hikayesi okuduk. Çizgi romanlar sanki, okurların olmak istediği halle, oldukları halin kusursuz bir harmanlamasıydı o dönem. Şimdi, çizgi roman okurunu loser(kaybeden, mağlup) olarak lanse eder gibi oldum ama öyle olduğunu lanse etsem de ne olmuş yani? Nihayetinde, bir kaybeden olmak yüz kızartıcı bir suç değil. İşte, çizgi romana başladığım dönemin detayları böyleydi.

Omnia mutantur, nihil interit.

(Her şey değişir, hiçbir şey yok olmaz)

Günümüzdeyse, bahsettiğim detaylar törpülenmiş ve yeni bir biçime sokulmuş durumda. Bu yeni biçim, karakterleri tanıyamıyor hale gelmeme, yaşlı hissetmeme neden olmadı. Çünkü karakterlerin kostümleri, orijinleri değişse de kökleri hep aynı kaldı. Uzun yayın hayatları boyunca kendilerine edindikleri kimlik, konuldukları her ortama uyum sağlamalarına neden oldu. Bu yüzden Batman’i zaman yolculuğu yaparken de görsek, perili köşklerde hayaletlerle konuşurken de görsek, yadırgamıyoruz. Çünkü Batman, hep Batman. Yaşlı hissetmeme, ben John Bryne’ın Superman’ine taparken, modası geçmiş hissedenleri anlamama neden olan, işin farklı bir boyutu: Yüzeye işlenecek detayların çıkış noktası. Karanlık Çağ’ın detayları tasarlanırken, çıkış noktası Dark Knight Returns ve Watchmen gibi eserlerin derin ve psikolojik yapılarına ayak uydurmaktı. Sefilce başarısız oldular ama ben o dönemi, en azından denedikleri için, sevdim. (Bugün hala, direkt DVD pazarına sürülen ucuz aksiyon filmlerini sevmemin nedeni de budur belki.) Bir önceki kuşakta, Bronz Çağ’da da  sözde ciddileşme vardı ama Gümüş Çağ’ın uçuk konseptleri ve sınırsız hayal gücü yerini koruyordu. Modern Çağ’ın başlamasıyla, bıçakla kesilmiş gibi atılan Gümüş Çağ getirilerinin yokluğu, Bronz Çağ’ın okurlarını çizgi romana yabancılaştırdı. Çünkü o kuşağın kafasını boşaltıp eğlendiren, bir kaçış yolu sunan hayal gücü ürünlerinin yerini, kaçmaya çalıştıkları gerçeklik hormonu kaplıyordu. Keyif almak için okudukları çizgi roman, onlara keyif vermemeye başladı. Onların aksine bizse gayet güzel keyif alıyorduk, uçan köpekler gibi aptalca bulduğumuz şeyleri geride bırakmış ve talep ettiğimiz ciddiyet, bize sunulur olmuştu. O günlerden bu yana çok şey değişti. Uçuk hayal gücü ürünlerini geri getirme akımı yavaş yavaş hoşuma gitmeye başlamıştı ama bu akım, yeni bir çağ başlatmak için yeterli değildi. Belki yeterli olsaydı, bugün yaşadığım kopmayı yaşamayacaktım.

Artık insanların kitap okumaya ayırdıkları ya da ayırabildikleri tek vakit, bir yerlere yetişmeye çalışırken yolda geçen süreyle kısıtlı. Bazen yolda, herhangi ağır bir edebiyat parçasını okumaya çalışan insanlar görüyorum, tüm yol boyunca aynı sayfaya bakıyorlar. Zaten gürültülü ve sallantılı bir ortamda, başka türlüsünü beklemek inandırıcı olmaz. O yüzden bu durumu ortadan kaldıracak bir formüle ihtiyaç vardı ve o formül bulundu: Sayfa Çevirten Kitaplar(Page-Turner). Best-Seller(Çok Satan) kitap olarak da tanınan bu tarzda, yeterince ilgi çekici bir konu olur ve bir sonraki sayfada ne olacak diye sürekli merak edersiniz. Sürekli bir şeyler olur, sayfalar akar, yoğunlaşmak gerekmez, merak duygusu önplandadır ve merak duygusu mütemadiyen beslenip, canlı tutulur. Kısaca, güzel vakit geçirtir ve her ortamda okunabilir. Çizgi romanların da bana göre girdiği yeni çağ bu, artık Sayfa Çevirten Çizgi Romanlar dönemindeyiz. Bu dönemin lokomotifi de Page-Turner kafasını, çizgi romana başarıyla yansıtan Walking Dead(Yürüyen Ölüler).

Sekiz cilt Walking Dead okudum, herhalde bir 18 cilt daha sıkılmadan okuyabilirim, tek sıkıntım o sayıda cildi nereye koyacağımı bilememem olabilir. Anlayacağınız üzere, insanın merakını cezbetmeye yönelik hikaye anlatıcılığıyla bir problemim yok. Sıkıntı, benim için bu metodu süper kahramanlara uyarlarken ortaya çıkıyor; merak edemiyorum. DC daha önce yazıp sildiklerini, tekrar yazarken; Marvel gelecek serilerin posterlerini kısmen karartıp yayınlarken, ilgi uyandıramıyor. Daha önceki dönemlerin bazı yönlerini alıp, merak duygusunu tetikleyecek şekilde sunmaya çalışan bu dönem, bana hitap etmiyor. Karanlık çağda hikayelerin itici gücü merakı tetiklemek değil, karakterlerin tavrıydı: Batman yorgundu ama dinlenmezdi, Superman yenemezdi ama yenilmezdi, Green Lantern hayal edebilirdi ama gerçekleştiremezdi… Bunun gibi şeyler. Ayrıca süper kahraman evrenlerinde merak edilecek pek bir şeyin olmadığını da bilirdik. Şimdi, her sayıda yapılan büyük açıklamalar, bu açıklamaların sonunun nereye varacağını yönelik gelişen hikaye anlatıcılığı bana komik geliyor. Bir açıklama yapıp, başarısız oluyorlar ama bu sefer, denedikleri için takdir edemiyorum. Siz ediyorsanız… Yine yazının başlığına uygun şekilde, bir tavsiyeyle bitireceğim yazıyı: Gidin ve bu yeni çağı benimseyin!

Ekstradan, bir temenni: Yeni yılınız mutlu olsun!

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

4 Yorum “İhtiyarlara Yer Yok”

  1. Onur Sonat Says:

    Hiç beklemediğin anda gümbür gümbür gelen bir yazı gibisi yok :) Ellerine sağlık, Mete.

    Belki çok dramatik olacak, ama yine de yazacağım. Gayet “sancılı” geçen çizgi romanlardan tat alamama durumumu kendi içimde çözdüm, bitirdim ben. Neden abone olduğum onca dergi varken hiçbirini beklerken gün saymıyorum? Neden en kritik cliffhanger’da adrenalin manyağı olmuyorum? Neden en sevdiğim karakter, en büyük düşmanıyla ölümüne çarpışırken heyecanlanmıyorum? Cevap çok basitmiş… Artık ana akım çizgi romanı “benim için” yazılmıyor, hepsi bu. Son bir yıla ait herhangi bir Catwoman sayısını gelişigüzel karıştırıp, hedef kitlenin 20’li yaşlarda, 90’ların ortalarından beri çizgi roman okuyan yetişkinler olduğunu söyleyebilir misin?

    Pekala, belki de tablo hep aynıydı. Belki de hep rengarenk bir ergen rüyasının içinde kaybolmuştuk da haberimiz yoktu. Öğrenci harçlığımızı feda edip, konuşma balonları arasında akıl almaz bir iyimserlikle alt metin ararken DC ve Marvel’ın tek derdi kasalarını doldurmaktı. Diyelim ki, olay bu. Peki o gün ve bugün arasındaki tek fark; bizim büyümüş olmamız mı?

    Hatırlıyorum, “Şövalyenin Düşüşü”nün 1. sayısını ilk kez okuduktan sonra zihnimde yüzlerce soru birikmişti. Tanımadığım karakterler, bilmediğim mekanlar, keşfedilecek kocaman bir tarih… Oysa şu an yayımlanan işler, aynı hevesi [biz “ihtiyar”ları geç, yeni okuyucuya bile] yaşatmayı çok görüyor. Marvel Now ve dcNu “Marvel ABC”, “DC 101”, “Batman For Dummies” etiketleri taşıyormuşçasına her türlü bilgiyi veren, açıklamayı yapan ve okurun yeterliliğinden şüphe eden bir tavır takınmakta. Klasik romanları kesip biçip, her yaşa hitap eden basit eserlere dönüştüren Reader’s Digest kitapları gibi. İşte, bence fark burada. Malesef, çabuk tüketim çağını yaşadığımız için firmalar bu yola gönülsüzce, büyük olasılıkla mecburen saptı. İzlemek istediği filmi on dakikada bulabilen yeni neslin inceleyecek, araştıracak, analiz edecek sabrı yok, haliyle de ilgisini canlı tutmanın yolu; her sayfasında yeni şoklar saklı “Page Turner”lar.

    Ne kimi zaman makara aldığımız caf caflı Gümüş Çağ bu kadar hafif, ne Hammer korku filmlerinden göz göre göre “beslenmiş” Bronz Çağ bu kadar kolaycı, ne de sektörü bitirecek çalkantılara ev sahipliği yapmış Modern Çağ bu kadar kimliksiz olmuştu.

    Yüzeye bakarsak mutlu olmalıyız, zira günümüz ana akım çizgi romanı 80’lerin sonu, 90’ların başındaki haline dönme çabasında gibi duruyor, fakat temel o kadar çürük ki [senin de söylediğin gibi; emsal teşkil edecek bir Watchmen ya da bir DKR yok] o günlerin gülünç bir taklidi, bir parodisi olmaktan öteye gidemiyor.

    Dua edelim, içinde bulunduğumuz dönemin sonu “Karanlık Çağ”ınkine benzemesin.

  2. eren Says:

    son zamanlarda okuduğum en güzel yazılardan. önceden çizgi roman okuduğumda gece yatarken tek düşündüğüm o günkü okuduğum çizgi roman oluyordu. o hissi epeyce özlüyorum.

  3. Emre Says:

    Daha çok yazı görmek istiyoruz!

    • tengunner Says:

      Senden de öyle :)

      Şu aralar bir yazı üzerindeydim ki kendimi çok feci şekilde Arkham City oynamaya kaptırdım. Dolayısıyla gecikti. Yine de yakında diyelim.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: