Tabula Rasa

The-Sculptor-Cover-by-Scott-McCloud

Zihin hakikaten boş bir levhaysa ilk doğduğunda; üzerini öğrendiklerimizle dolduruyor, etrafını yaşadıklarımızla yontuyorsak eğer, o halde hepimiz bir heykeltıraşız. Zamanla kendimizi şekillendiriyoruz.

Çizgi romanı anlama kılavuzunu yazan adam Scott McCloud tarafından, bir çizgi roman üretmek için yüklenilmesi gereken ne kadar misyon varsa hepsi tek potada eritilerek kaleme alınan The Sculptor; bir zamanların umut vaat eden, şimdinin adaşı kadar ünlü olamayacağını sindiremeyen heykeltıraşı David Smith’in son iki yüz gününü anlatırken, insanoğlunun çok temel bir güdüsünü ele alıyor: Başarma Arzusunu.

Eserin yazarı senelerdir çizgi romanın ne olduğunu, nasıl yapılması gerektiğini anlatan, ancak araştırma kitaplarının ötesinde üretimi sınırlı biri olunca ortaya çıkan işin bir test gibi görülmesi kaçınılmaz! Kitap yazan bir kitap eleştirmenini düşünün. Eleştirdiği kitleler, taze yazarın en ufak hatasında çölde leş bulmuş akbabalar gibi eleştirmenin başına çörekleneceklerdir. McCloud da hata yaparsa başına gelebileceklerden ürkerek kuruyor hikayesini. Kahramanının başarısızlık korkusunda neredeyse yaratıcısını görebiliyorsunuz. Kitabın merkezindeki kadın karakterin McCloud’un karısından esinlenilerek yaratılmasıyla beraber bu durum, esere bir nebze otobiyografik bir hava katıyor. Ancak bir noktada yaratıcı ve kahraman, elbette ayrılıyor; sadece icra ettikleri sanat dallarında değil, bir de sanatları uğruna yapabilecekleri fedakarlıklar konusunda.

Kahramanın hayatına iki ilahi dokunuş oluyor, hikayenin hemen başında. İlk olarak Azrail çıkıyor karşısına, 200 günlüğüne kendisine büyük bir heykeltıraş olma fırsatını kazandırabilecek güçler bahşedebileceğini söylüyor; tabii verilen sürenin sonunda hayatından vazgeçmesi karşılığında. Ardından bir melek gökten inip, “Her şey yoluna girecek,” diyor kahramana. Ancak araftaki kahraman, çok geçmeden anlıyor içlerinden yalnızca biri gerçek. Bir tek, Ölüm gerçek.

Kendisine yapılan teklifi kabul ettikten sonra, en sert madene bile oyun hamuru kadar kolay şekil verebilmeye başlayan David Smith’in başarılı bir heykeltıraş olmayı deneyişini; kalan kısa ömrünü umarsızca ölümsüz bir sanatçı olmaya adayışını görüyoruz eser boyunca. İşler tahmin ettiği gibi gitmiyor kimi zaman. Üretkenlik başarıyı mutlaka beraberinde getirmiyor. Bazı uçaklar, belli bir irtifaya kadar yükselebiliyor; kimi insanların kasasının hep boş kalması gerekiyor işte; Michael Fassbender’in oynadığı Frank filmindeki gibi. İşin çapı büyüdüğünde, kontrol kaybediliyor.

Kontrolün kaybedildiği an, David Smith geride bıraktığı son eserinde, bir kişinin sevgisini, çoğunluğun takdiriyle gelecek başarıya tercih ediyor.

IMG_20150404_152250~2

Bu paragrafı nereye koyacağımı bilemedim, o yüzden bir ekstra olarak düşünün. Ufak bir parantez açıp Jack London’un kendi hayatından yola çıkarak yazdığı, romana da adını veren Martin Eden(Romanı okumadıysanız burayı atlayın) karakteri hakkında söylediklerini aktarmak istiyorum. Jack London şöyle der, “Martin eden bir bireyciydi, bense bir sosyalistim. İşte bu yüzden ben yaşamaya devam ediyorum ve işte bu yüzden Martin Eden öldü.” Her ne kadar London düşüncelerini böyle ifade etse de nihayetinde London’un da intihar ederek öldüğü söylenir. Belki aradan geçen yıllarda London ve Eden arasındaki düşünsel ayrılık yok olmuştur. The Sculptor gibi gayet bireyci sayılabilecek bir çizgi romanı yazan Scott McCloud’unsa yarattığı karakterle arasında düşünsel ayrılık bile yok. İkili, Smith’in sanatı için yaptığı fedakarlıkla aksiyon yönünden ayrılıyorlar. Ama bu ayrılık, McCloud aynı fedakarlığı yapmayacağı için değil, yapamayacağı için gerçekleşiyor. Karşısına, yapacağı eseri kusursuz hale getirmesini sağlayacak güçleri, hayatı karşılığında kendisine bağışlayabilecek bir ilahi güç çıksa, bence McCloud o teklifi kabul ederdi.

Explore posts in the same categories: Çizgi Roman

One Comment “Tabula Rasa”

  1. tengunner Says:

    Eser hakkında Berk’in yazdığı şu güzel incelemeyi de tavsiye ederim:

    http://www.altevren.net/say-seri-ncelemeleri/farkl-tatlar/979-thesculptor


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: