Ticari Doğruluk

Gönderildi 28 Aralık 2014 tarafından tengunner
Kategoriler: Çizgi Roman

problem

Zihin adeta etrafından sonsuz sayıda fitilin sarktığı bir barut fıçısı… Herhangi bir duyusal uyaran, bu fitillerden birini ateşleyip beyninizde bir patlamaya, yani bir düşüncenin oluşmasına neden olabiliyor. İnsanlar fikirlerini böyle buluyor.

Aylar önce okuduğum, 90’lı yılların son demlerinde yayınlanmış, pek bilinmeyen bir macera olan “Brotherhood of the Fist”, o dönemde yayınlanan DC dergilerinin yarısında emeği geçen cefakar yazar Chuck Dixon tarafından, Conner Hawke’ı DC evrenindeki en iyi dövüşçülerin arasında göstermek amacıyla yazılmış. Conner, Silver Monkey isimli karateci kötüyü dayaktan şebeğe çevirince, SM’nin bağlı olduğu dojo, adlarına sürülen lekeyi temizlemek ve hala en iyi dövüşçülerin kendilerinden çıktığını ispat etmek amacıyla, evrendeki bütün dövüşçülere karşı yekün bir savaş başlatırlar ve olaylar gelişir. Konusundan ve yazarından anlaşılacağı üzere, Brotherhood of the Fist ‘akıl-bükücü’ veya ‘dünya-sarsıcı’ iddiasında olmayan, kafa dağıtmalık, klasik bir süper kahraman hikayesi.

Basitliğiyle değil de yaktığı kıvılcımla kafayı dağıtan olaysa, benim için hikayenin ikinci sayısında, Nightwing ve Robin bir grup ninjayla kapışırken ortaya çıkan Green Arrow dergisinin yan karakteri Eddie Fyers, bütün ninjaları tarayıp öldürdüğünde, gerçekleşti. Yarasa ailesinin silah kullanmak veya birini öldürmek gibi konulara bakışı malum, dolayısıyla Fyers’ın zapt edilip, cezasını çekmesi için uygun bir hücreye yerleştirileceğini tahmin etmek olağan dışı sayılmaz… Ama olan bu değil. Fyers’ın rahat ve özgürce gidişine şahit oluyoruz, hem de iki kere! İlkinde Nightwing, ikincisindeyse Batman, Fyers’a göz yumuyor.

Anladığım kadarıyla kahramanlar arasında, bir katilin yakayı sıyırmasına imkan sunan bir kanun var.  Benzer şekilde, Punisher İç Savaş esnasında Captain America’nın karargahına beyaz bayrakla gelen iki kötüyü öldürdüğünde de Punisher’ın-dişlerini avucunun içine aldıktan sonra- gitmesine izin verilmişti mesela. Monopolideki hapisten çıkış kartı gibi kullanılabilen bu kanun,  elastiki yüzünü, gündemin yoğunluğunda arada kaynayıp giden Punisher ile ve şu an hatırlayamadığım sayısız örnekle göstermiştir daha önce. Ama burada en ilkel hali, kanunun bir taslağı karşımızda… Fyers geçiştirilmeye çalışılarak “başkasının sorunu,” olarak nitelendiriliyor ve yasalardaki bu açıklıktan faydalanıyor. Hamlığıyla afişe olan kanun, süper kahraman çizgi romanlarındaki bir çatlağı ve yarayı da ifşa ediyor ve Şüpheci Thomas gibi içerisine baktığım yarada gördüklerime şöyle diyorum: Ticari Doğruluk.

Endüstrinin editörleri ve yazarları, beş sayılık bir maceranın içerisinde, beş sayılık başka bir maceraya dönüşme potansiyeli olan bir durumu gördüklerinde durumu değerlendirmeden edemiyorlar. War Journal’da Punisher ve Cap arasında yaşananlar farklı açıdan değerlendiriliyor, satılacak yeni bir cilt oluşturuyor ya da Fyers “başka derginin karakteri” olduğu ve o dergiye ait yeni bir hikaye potansiyeli kaybolmasın diye dokunulmazlığa kavuşuyor. Olan, kahramanlara ve onların temsil ettiklerine inananlara oluyor.

Gerçek

Gönderildi 02 Kasım 2014 tarafından tengunner
Kategoriler: Çizgi Roman, Diğer

Tags:

Ben yazdım, Deniz İpekçi çizdi.
Sanırım size de okumak, beğenirseniz paylaşmak düşüyor :)

gerçek

Shangri-La

Gönderildi 01 Temmuz 2014 tarafından tengunner
Kategoriler: Çizgi Roman

IH0001

Gökkuşağının gerçek bir sonu yoktur; o optik bir illüzyondur. Ona doğru ne kadar ilerlersen, o da bir o kadar uzaklaşır. Bunu herkes bilir ama bazıları umursamaz. Gökkuşağının sonunu, orada altın dolu bir küp bulacaklarını umarak, kovalarlar.

Hiç değilse ölüm değil diyorlar.

Gerry Dugan’ın yazıp, favori çizerlerimden Phil Noto’nun kalemini estirdiği, yakın gelecekte geçen bir Odysseia uyarlaması olan Infinite Horizon’da ülkesinin Leprikon kovaladığı her yere sürüklenmiş bir yüzbaşının eve dönüş çabaları konu ediliyor. Kendisini sık sık “Hiç Kimse” olarak adlandıran kahramanımız, diskoda(askeri hapishane) geçirdiği günlerin ardından savaşın nihayete erip, herkesin evine dönme zamanı geldiğinde, sicilindeki lekenin etkisiyle kısa çöpü çekip, tahliye işlemi bitene kadar havaalanının korunmasıyla görevlendiriliyor. Hattın müdafaasıyla sorumlu kahramanımız ve timi sona kalınca, kendilerini eve götürecek uçağın gelmeyeceğini-dona kaldıklarını- anladıklarında gün batımına doğru ilerleyerek eve dönüş yolculuğuna başlıyorlar.

Her sayı farklı bir engeli aşan ve hep orada duran ufuk çizgisine doğru yolculuğuna devam eden kahramanımız, evine geri döndüğünde orada da işlerin tıkırında olmadığını görür; karısı ve çocuğu su taksimatından kaynaklanan sorunlar nedeniyle komşularıyla itlaf içerisindedir ve ‘Hiç Kimse’ hayatındaki en büyük başarısını ailesini kurtarıp, evine kavuşarak kazanır.

Normal şartlar altında okuyup unutulacak bir eser olarak nitelendirebileceğim Infinite Horizon, normal olmayan şartlardaysa bir yazıyı hak ediyor. Şu aralar, fedakarlıkta bulunmadan bir yerlere gelinemeyeceğini çok duyuyorum. İnsanlar herkesin bildiği şeyleri söylemeyi ne kadar sever bilirsiniz ama bana bunu söylüyorsanız ardından neyi ne için feda etmek gerektiğini de dinlemek isterim. Muhammad Ali, “Benim Vietkong’la bir alıp veremediğim yok” dediğinde, savaşa gitmeyerek kariyerini karakteri uğruna feda etmişti mesela. Bu gözlerimi yaşartır. 10 Senedir haftada yol hariç kemiksiz 60 saat mesai yapan, karakterini kariyeri uğruna feda etmiş birileri çıkıp böyle konuştuğundaysa, canım sıkılır. Gökkuşağının peşinde koşarken geçirdiğin her sene için sana biraz daha fazla para verirler, sen de her aldığın zamla bir yerlere geldiğini, altın dolu küpe yaklaştığını sanırsın. Oysa şartlar değişmemiştir, başlangıçtan tek farkın cebine giren paradır; o da giderek dozu arttıran bir uyuşturucu bağımlısı gibi senin illüzyona inanmaya devam etmeni sağlamak içindir.

Infinite Horizon işte bu bağlamdaki bir adamın aydınlanmasını temsil ediyor benim gözümde. Yıllar süren hebanın ardından, eline hiçbir şey geçmeyen, değer bile görmeyip evine kendi imkanlarıyla dönmek zorunda kalan bir askerin kararlılığını anlatırken, verilmiş en eski mesajlardan birini tekrarlıyor: Her insanın boşa kürek çektiğini anladığında geri dönmek isteyeceği bir cenneti olmalı.

Phantom Zone

Gönderildi 29 Ekim 2013 tarafından tengunner
Kategoriler: Diğer

Phantom_Zone_3

Hayat genellikle planladığını değil, senden bekleneni veya isteneni yaptığın bir yer. İnanmıyorsan git John Lennon’a sor! O yüzden plan yapmaktan itinayla kaçınırım. Beş yıl önce bugün, bu blogu açarken de aklımda bir plan yoktu; sadece elimde harcanması gereken boş vaktim vardı. Zaman da zaten tüketilmek için var; şişeye konup saklanabilecek bir mefhum değil. Buna da inanmıyorsan, git Jim Croce’a sor!

Keyif alınarak harcanabilmişse zaman, boşa geçmemiştir diyerek, sevdiğim konular hakkında beş yıldır yazıyorum. Bu süre zarfında, yazdığım konuların yanında salt yazmayı da sevdim. İşte o andan itibaren-ki o an ikinci seneden sonrası falan, öncesini arada silsem mi diye düşünmüyor değilim-, burası bana büyük keyif vermeye başladı. Bu keyfi keşke daha sık yaşayabilsem ama işte dediğim gibi insanın hayatta istediklerini yapmaya pek fırsatı olmuyor. Hatta artık belli bir süre için hiç fırsatım olmayacak; askere gidiyorum.

Farz edin ki Phantom Zone’a hapsediliyorum. Hayatın akışından altı aylığına koparılacağım ve bir cep evreninde maceraya atılacağım. Elbet, atlatacağım. Gerçi herkes “Dönünce ne yapacaksın?” diye soruyor, o yüzden sanırım gitmekten değil de dönmekten korkmalıyım. Döndükten sonrası için bir fikrim yok, dedim ya pek plan yapan biri değilim ama illaki yapacak bir şeyler çıkacaktır. Bu zamana kadar hep öyle oldu. Çıkmazsa da ziyanı yok:

Kasa Zaten Hep Boştu

jamescaan

Büyük Umutlar

Gönderildi 10 Ekim 2013 tarafından tengunner
Kategoriler: Çizgi Roman

Robin_Year-One

Şu hayatta, iki insanın arasında kalmayacaksın. Ortanca kardeş bile olmayacaksın. Her kim ki iki insan arasındadır, er ya da geç birini üzer. Hele birini diğerine tercih ederse, çok üzer.  Daha da acısı, insan hep iki insan arasında; olduğu kişi, olmak istediği kişiyle kendisinden olması beklenen kişinin tam ortasında.

Dick Grayson, hiçbir zaman için Bruce Wayne’in ondan olmasını istediği tarzda bir ortak değildi. Olamazdı da. Hayatlarını değiştiren trajedi gerçekleştiğinde Wayne’in üzerinde takım elbise vardı, Grayson’ın üzerindeyse cambaz elbisesi. Başlarına gelen şey aynı olsa da aynı kişi değillerdi.  Kısacası Grayson havaiydi, elinde değildi. Yine de, ciddi olmayı denedi.

Emektar yazar Chuck Dixon ve ekürisi Scott Beatty’nin yazıp, Javier Pulido ve Marcos Martin’in çizdiği Robin: Year One, bizi dinamik ikilinin kurulduğu ilk günlere götürüyor. Hikaye, ailesi gözlerinin önünde öldürüldükten sonra milyarder iş adamı Bruce Wayne’in vesayeti altına giren Dick Grayson’ın önündeki ‘Büyük Umutlar’ın, kendisine aslında parlak bir gelecek vaat etmediğini öğrenmesinden, yani Robin kostümünü giymesinden sonra başlıyor. Başlarda konuşkan ve görevini eğlenceli hale getiren birinin yanında olmasından hoşnut olan Bruce, Robin’in itaatkarsızlığına ses çıkarmıyor. Ne de olsa kaçırılan kızları-Estella neredesin?- Bruce’un müsait olmadığı bir anda inisiyatifi eline alan Robin, tek başına kurtarıyor.

Daha ciddi bir tehdit ortaya çıkıp, çözümü için daha ciddi bir yaklaşımı talep ettiğinde Robin’in kendisine yük olacağını, dolayısıyla bir zayıf noktaya dönüşeceğini öngören Batman, bu sefer onu yedek kulübesine almak istiyor. Robin ise özgüveninin tavan yaptığı, suçla savaşmayı en çok istediği zamanda, performansının zirvesindeyken antrenörüyle aralarındaki sorundan dolayı kadroya giremeyen bir futbolcu olmayı hazmedemiyor. Sonuç olarak, neredeyse öldürülüyor.

Bir yardımcı alarak başkasının, hem de bir çocuğun hayatını tehlikeye soktuğunu ve hata ettiğini anlayan Bruce, çözümü eski karanlık ve yalnız metotlarına dönmekte buluyor; Robin’i emekli ediyor. Fakat, insan bir kez ömrünün geri kalanında yapmak istediği şeyi bulduğunda kolay vazgeçemiyor. Bruce bunu hesaba katmıyor. Grayson uçması yasaklanan bir kuş olarak, öyle veya böyle kendisini bir kez daha kaygan ve kırılgan bir zeminde bulduğunda, tereddüt etmeden kanat çırpıyor ve karşılaştığı zorluğun üstesinden geliyor. O anda, doğasının gereğini yerine getirmesini engelleyen Wayne Malikanesinde artık kafese kısılı kalamayacağını anlayıp, kaçıyor.

Son bölümde, Grayson’ın ölümden dönmesini ve Robin kostümünün rafa kalkmasını sağlayan kişi yüzünden Batman ve Grayson’ın yolu tekrar kesiştiğinde, Bruce Robin’in artık hem Batman’in hem de Grayson’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu anlayıp, onu geri çağırıyor. Elbette ki, bazı şartları var, her iyi asker gibi emirleri sorgulamayacak ve harfiyen yerine getirecek; bu emirler Batman’i ölüme götürecek bile olsa.

İlerde, Grayson’ın bu şartlara yine uyamadığını, dinamik ikilinin yollarının bir kez daha ayrıldığını hepimiz biliyoruz. Kendisinden olması istenen kişi olmayı denedi ama büyük umutların kendisini değil, kendisinden beklendiğini anladığında, vazgeçti. Kendi yolunda gitti.

Kimsenin beklentilerindeki ideal kişi olamayacağımıza göre, ortada kalıp kendin dışında herkesi memnun etmeye çalışacaksın hayatta ya da hayal ettiğin kişi olmak için kendi yolunda gideceksin, başkalarını üzmek pahasına.

Geleceğe Ait

Gönderildi 16 Ağustos 2013 tarafından tengunner
Kategoriler: Çizgi Roman

İstedik ki fırsat olursa bir şeyler yapabilir miyiz, en kısa yoldan gösterelim.  O yüzden lafı da uzatmıyorum…

Afiyet olsun:

gelecegeait

Parazit

Gönderildi 18 Temmuz 2013 tarafından tengunner
Kategoriler: Çizgi Roman

trust

George Costanza ekolünün bir temsilcisiyim. Birisi bana bir şey söylediğinde veya sorduğunda vermem gereken yanıt, aklıma üç gün sonra düşer. Bir kız bana, “Süper kahramanları, insanları kurtarılmayı bekleyen canlılar olarak sunduğu için sevmiyorum,” dediğinde; gülüp geçtim bir tek. Halbuki herkesin içinde belki de en çok ben, süper kahramanların insanlığı başkasına bağımlı olmadan yaşayamayan, varlığını sürdürebilmek için başkasına muhtaç olan parazitler gibi sunmakla alakasının olmadığını söyleyebilmeliydim. Söylüyorum.

İnsan en son, insanı çözemedi. Totemlerden, yüksekteki ilahlardan, gökteki yıldızlardan, semavi dinlerden ve bayraklardan geçtik, geride bıraktık; bireye vardık. Hepsi bize, bir cevap verebildiği sürece var oldu. İşimiz bitince kullanıp attık. Bencilce bir öfkeyle yaptık bunu, oysa hepsinin ilk başta iddiası bizi bencillikten kurtarmaktı.  Daha yüce bir bütünün parçası olarak, kendilikliğimizin genelgeçer değerlerce kötü bulunan yanlarından arınacaktık. Fakat fark ettik ki zamanla çatısı altına girdiğimiz güç, bizi bizsizleştireceğine “Biz!” diye bağırtmaya başlattı. Öteki olanlar, “Siz!” olanlar bir düşman bellenmeye başlandı. Hep, eğer ortada bir tür yaratı olan düşman varsa, çatının su damlattığına, üzerimize çökmeden daha iyi bir çatıyla değiştirilmesi zamanının geldiğine karar verdik ve yeni bir çatı kurduk.

İyi bir kul olmak, hayırlı bir vatandaş olmak kesmiyor artık. Aranan, Maslow’un İhtiyaç Hiyerarşisi‘ne göre Kendini Gerçekleştirmek. Basamaklar, şu şekilde:

  1. Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
  2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
  3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
  4. Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
  5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)

Birden, beşe doğru gidip Kendini Gerçekleştirmiş bir birey olma ihtiyacını güdüyoruz. Bu kavram, belli tanımlamaları olsa da genel olarak sübjektif. Yine de özetlersem: Başka bir gücün olmamızı istediği kişi değil, kendi olmak istediğimiz kişi olmaya çabalamak. Güzel yanı, bireyi inşa ederken de diğerlerine olan ihtiyaç. Aslında ortada bu hususta bence bir sıkıntı var. Üçüncü basamaktan dörde geçmek çok sancılı oluyor. Seviyoruz ama sevilemiyoruz. Çünkü sevilmek, saygınlığın bir yansıması olmuş günümüzde. Statü, başarı sahibi değilsen, saygı görmüyorsun. Dolayısıyla da sevilmiyorsun. Bu hususta diğer bireyleri suçlayamıyorum; vaziyetin önceki sistemlerimizin bir uzantısı olduğunu düşündüğüm için. Atamadığımız safralarını getirisi olarak, insanlığı seven ama insanları sevmeyen çelişkili bir kitle olduk. Çok üzülüyorum.

Fakat öyle bir şey oluyor ki bireyselliğimize müdahale edilmesinin tepkisini hep beraber veriyoruz örneğin. Tek kişilik bir çatı kurmak isteyip, herkesin kendisini koruyacak bir çatı inşa edebilmesini destekliyoruz. Gündüz Clark Kent, gece Superman oluyoruz. Görüyorsunuz ya, süper kahramanlar bir baktık ki olduğumuz veya olacağımız şeyin bir yansımasıymış. Üstelik, altruizm ve optimizm mesajını daha önce hiç görülmemiş kadar güçlü bir şekilde almışız. Bütün bunlar olurken, süper kahramanların bizi başkasının kudretinden korkup, onun isteklerine ve sunduklarına göre yaşayan bir parazit kıldığını söyleyen birine hak verilebilir mi?

Kahraman, kahraman olmadan önce sıradan bir insandı.

Söyledim.

Düşünüyorum da, bütün bunlar o an aklıma gelseydi de ukala biri görünmemek uğruna söylemezdim. Geleneksel bir muhabbette yeri yok bunların. Hatta bu yazıyı yayımlayıp yayımlamama konusunda bile tereddüt yaşadım ama bunları burada da söyleyemeyeceksem nerede söyleyeceğim? Peki, niye söyledim? O kızdan hoşlandım mı, nedir? Bilemedim, hatlarda parazit var.


%d blogcu bunu beğendi: