Posted tagged ‘Batman’

DK3

27 Nisan 2015

old

Geçmişin bombardımanına tutuluyoruz. İlk göz ağrılarımız, en değer verdiklerimiz ısıtılıp önümüze sunuluyor. Eski olan her şey, şimdi tekrar yeni. Yeni Watchmen serileri gördük, yeni Star Wars filmleri çekiliyor, X-Files’ın yeni sezonu yolda, hatta Full House’un bile yeni sezonu gelecek. Şimdi de DK3 duyuruldu.

Frank Miller’in “Alan Moore’un otopsisini yaptığı süper kahraman kavramının cenazesi” olarak tanımladığı efsanevi eseri The Dark Knight Returns ile başlattığı İhtiyar Batman Evreni, Miller ve bir başka usta yazar Azzarello tarafından yazılacak yeni bir seriyle, üçüncü ve son defa geri dönüyor. Miller’ın orijinal eserden yaklaşık 15 yıl sonra yazdığı, serinin ikinci halkası olan The Dark Knight Strikes Again(DK2) genellikle sanatçının kariyeri için sonun başlangıcı olarak kabul edilir. O dönemden beri yazdığı her eser yerden yere vurulmuş, çektiği film gişede göçmüş, sonunda da Wall Street İşgali döneminde söyledikleri yüzünden istenmeyen adam ilan edilmiş bir Miller var karşımızda. Bu nedenlerle DK3 duyurusu, okurları pek heyecanlandıran bir gelişme değil ama bunun tek sebebi Miller’ın kariyerinin yokuş aşağı gidişatı da değil…

Kaldı ki DK2, The Dark Knight Returns’ün devamı olarak bakılmadığı zaman, gayet sıradışı ve kendi içinde keyifle okunan bir hikayedir. Fakat bir efsanenin devamı olarak sunulduğundan, diğer bir ifadeyle ticari olarak haklı ama artistik olarak hatalı pazarlama stratejisi nedeniyle yanlış değerlendirilmiş bir kitaptır. Miller, DK2 ile kendini tekrar etmek yerine, farklı bir çizim tarzını ve renk paletini benimsemiş, eskiden çizgi roman nasıl yapılıyorsa öyle yapıp, aklına ilk geleni kağıda dökerek, kendi epik tarzını nostaljiyle harmanlayıp ortaya bir iş koymuştur. Bu konuda da başarılı olmuştur diyebilirim. “Writers on Comics Scriptwriting” kitabında Miller’ın söylediklerine baktığımızda, yapmaya çalıştığı daha net anlaşılacaktır:

“Şu an için artık süper kahraman fikrinin gideceği yere kadar gitmiş olduğunu düşünüyorum ve gerçekten pek bir yenilik göremiyorum. Gördüğüm şeyler çoğunlukla sanatsal açıdan iyi kotarılmış nostalji, tabi bunun da ayrı bir yeri var. Ancak süper kahramanların yeni fikirlere açık bir mecra olduğunu düşünmüyorum. Eğer müzik endüstrisi Elvis taklitçilerinden başka bir şey üretmemiş olsaydı çizgi roman endüstirisini müzik endüstrisiyle karşılaştırırdım. Yeni fikirlere ve değişkenlere yer açılmalı. Piyasanın büyük bir bölümü artık taytlıları ve bu geleneği bir yana bıraksa ve onlar olmadan hikayeler üretse durumun daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Bunları diyorum ancak bu tip macera öykülerinin sürükleyiciliğini de seviyorum.”

Çeviri: Leto

Süper kahraman fikrinin gideceği yere kadar gitmiş olduğunu düşünen birinden, ikinci bir Dark Knight Returns beklemek, her zaman için bir hataydı. Keza All-Star için de benzer şeyler söyleyebilirim. Holy Terror! içinse… pek bir şey söyleyemem. İhtiyar Batman serisinin üçüncü kitabı için de bu tarz bir beklentiye girilmeyeceğini, herkes acı yönden öğrendi neyse ki. Duyurulan adıyla The Dark Knight: Master Race, en iyi ihtimalle iyi kotarılmış nostalji olacaktır ki bu da oldukça tatmin edici bir seçenek. Zira kitabın başlığındaki “Üstün Irk” ibaresi, Miller’ın son dönemdeki faşizan konuşmaları dikkate alındığında biraz korkutuyor.

Eserin heyecan uyandırmamasının diğer sebebine gelecek olursam, diyebileceğim; eskiye olan yoğun rağbettir. Artık nerdeyse her şey, insanın bakış açısını değiştireceği, yeni bir soluk getireceği savıyla sunuluyor ama, etraflarında bir okült oluşturacak eserler, nadiren ortaya çıkıyorlar. Onları efsane yapan da budur zaten. Eski bir efsaneyi kullanmaksa, yeni bir efsane yaratmaktan çok daha kolaydır. Eskiye gidip, bir kültü tekrar canlandırıp, bir zamanlar uyandırdığı duyguları yine uyandıracağını ummak daha garanticidir. Her insanın “Nerede o eski…” kelimeriyle başlayan bir özlemi vardır çünkü. Milan Kundera, Bilmemek isimli eserinde nostaljiyi, “Doyurulmamış geri dönme arzusundan kaynaklanan bir keder,” olarak tanımlar. Ve hepimiz, fırsatımız olduğunda, o kederden kurtulmak için, şimdi tekrar yeni olan o eskiye döneriz. Dolayısıyla, bugün bit pazarına nur yağıyor. Ama bunun her külte uygulandığı konjonktürde,-Eminim Mark Waid ile DC kanlı bıçaklı olmasa, yeni bir Kingdom Come serisi de görürdük- DK3 haberi heyecan verici bir gelişme olma ayrıcalığını kaybetti. Artık ne olursa, olur tabii, her şey olur şeklinde karşılanıyor.

Batman A.Ş.

26 Kasım 2010

Bruce’un gidişi ile ilgili epey yazı yazmışken, dönüşüyle ile ilgili pek bir şey yazmadığımı fark ettim. Bu da sanırım olan bitenin gözümde pek değerinin kalmadığının bir göstergesi. Bu demek değil ki Morrison kötü yazıyor. Aksine çok eleştirdiğim Morrison Batman and Robin serisinin ilk 15 sayısında resmen döktürdü. Bu sayılardan alınan lezzet unutlacak gibi değil. Seri, hiç sevmediğim Jason Todd’un okunması gereken diyalogu sayesinde(Bana Batman ve Joker’in Killing Joke’un sonundaki konuşmasını hatırlatıyor), aslında karakterin dönüşü iyi kotarbilseydi ortaya ilginç bir sonucun çıkabileceğini bile düşündürttü. Tabi Judd Winick sayesinde bu düşünceden çabuk uzaklaştım.(Buna bir sonraki yazımda değineceğim)

Return of Bruce Wayne mini serisi kopuk, etkisiz bir kaç macera olarak kaldı. Bunca sayıdır yaşananların neredeyse hiç bir değeri hissedilmedi. Bunun da sebebinin Morrison’un yazdıklarının kayda değer bir sonunun olmaması. RoBW hariç Morrison beklentiyi öyle yükseltiyor, her sayıdan aldığınız tat giderek öyle artıyor ki elinize geçen sonuç sizi tatmin etmiyor. Morrison’un Batman’inin ve Final Crisis’in özeti budur. Bütün her şeye nokta koyacak bir final beklemiyorum ama her şeyin son 5-6 sayfada çözüldüğü maceralar zevkin ardından gelen acı gibi.

Buna getirilen savunmada şu: Morrison henüz yazmayı bitirmedi. Yani asıl sonu henüz görmedik, kabul edilebilir bir argüman ama Morrison bu sefer Batman’i bambaşka bir rotaya götürüyor. Bütün Batman, Şeytan’a karşı hikayesi tatmin edici olmayan bir şekilde bitti; Bruce dönüşünün ardından bir açıklama yaptı ve Batman’i finanse eden kişinin kendisi olduğunu, Batman’i bir dünya markası haline getireceğini açıkladı.

“Bugünden itibaren, fikirlerle savaşırken daha iyi fikirleri kullanacağız. Suç fikri ile savaşırken Batman fikrini.”

Bruce hızlı bir dönüş yapıp, her şeyi değiştirmenin planında. Aldığı en önemli kararlardan biri de Batman’i dünya markası haline getirmek. Bundan böyle her ülke de bir Batman olacak(Seçim vaadi gibi). Bunun yanında Bat ailesinden bazı kişiler içinde özel planları var; Yeni Batgirl Stephanie üniversiteyi orada bitirmek üzere İngiltere’ye yollanıyor ve ilk Batgirl Barbara ise Internet 3.0 isimli projede görevlendiriliyor. Barbara için yeni bir Batgirl kostümü düzenlendiğini de söyleyelim, yani yürümesi olası. Artık o da yürüsün zaten. Kostümden söz etmişken Bruce’da kendine yeni bir Batman kostümü yaptı. Klasik kostümden en büyük farkı siyah dondan kurtulmuş olması.

Selina & Bruce

Selina & Bruce

Bruce’un dönüşünün en güzel yanı Selina oldu. Bu ayki Bat dergilerinde yüksek dozda Selina var. Devamlılık açısından kafa karıştırıcı olabilir ama çok fazla Selina hiç bir zaman kötü bir şey değildir. Yanick Paquetta’nın Selina’yı şahane çizdiğini de belirteyim. Aynı şekilde David Finch’te Batman çizmek için yaratılmış sanki.

Sonuç olarak yeni değişiklikler de ilgi çekici ama Morrison ayrıldıktan sonra yaptıklarının retcon(yok sayılması veya değiştirilmesi) işlemine tabi tutulması olasılığı çok yüksek. Bat dergileri en çetin sınavını Morrison’dan sonra verecek. Okuyucu resmen Morrison bağımlısı oldu. Ben bile başta o kadar kızarken artık Morrison’a kızamıyorum. Ondan sonra gelecek bir diğer yazarın bu tempoda işler çıkartma ihtimali gerçekçi gelmiyor. Morrison her ne kadar hikayenin sonunda sıvasada, sona gelene kadar okuttukları şu an süper kahraman piyasasında rakip kabul etmeyecek kadar iyi.


%d blogcu bunu beğendi: